Genel

UYGUR LİDER RABİA KADİR’İ AĞLATAN OLAY

TÜRKİYE’YE NİYE GİDEMİYORSUN DİYE SORDUKLARINDA, BOĞAZIM DÜĞÜMLENİYOR, AĞLIYORUM

Güncelleme Tarihi: Mayıs 18, 2012

Muammer ELVEREN-TOKYO

Çin’deki Uygur Türklerinin hak arayışını uluslar arası gündeme taşıması nedeniyle “Uygur Ana” diye adlandırılan Rabia Kadir Tokyo’da Dünya Uygur kongresini izleyen Muammer Elveren’in sorularını yanıtladı.

Türkiye’ye niye gidemiyorsun diye sorduklarında, boğazım düğümleniyor, ağlıyorum.

Çin’deki Uygur Türklerinin hak arayışını uluslararası gündeme taşıması  nedeniyle “Uygur Ana” diye adlandırılan Rabia Kadir Tokyoda Dünya Uygur kongresini izleyen Muammer Elveren’in sorularını yanıtladı.  Rabia Kadir “Konu Türkiye’den açılınca, Avrupa’da bize vize veren,  toplantı düzenlememizi sağlayan  hatta meclislerini açan ülkelerde  ‘S iz Türk’üz diyorsunuz ve bunu söylerken gurur duyuyor, kültürünüzü, tarihinizi savunuyorsunuz  nasıl olurda soydaşınız olan Türkler sizi kabul etmiyor, Türkiye’ye giremiyorsunuz, toplantı yapamıyorsunuz dediklerinde cevap vermeye çalışırken gözlerim doluyor, boğazım kuruyor , cevap veremiyor  ve ağlamağa başlıyorum” dedi. Rabia Kadir “Bakın şimdi size anlatırken de kendimi  tutamıyor, duygulanıyorum, elimde değil.

Rabia Kadir “Türkiye’den çok şey bekliyordum”
Ben bir Türküm, Uygur Türküyüm.  Dalai Lama’ya zamanında Hindistan sahip çıktı Dharamsala’da yer verdi.  1997 yılında Çin Halk Kongresi’nde  Çin’in  Doğu Türkistan  politikasını eleştirdiğim için önce  Halk Kongresinden çıkarıldım sonrada  1999 yılında da hükümet sırlarını açıklama suçuyla  8 yıl hapis cezasına çarptırıldım. 2004 yılında Norveç, insan hakları için verdiğim mücadele adına  bana  Thorolf-Rafto-Ödülü’nü verdi. Böylece  uluslararası  baskılar neticesinde  hapishane’den çıkarıldım ve 2005 yılında ülkeyi terk ederek Amerika’ya iltica ettim. Ben bir Türk, Uygur  Türkü olarak aslında Türkiye’den çok şey bekliyordum.  Hapisten çıktıktan sonra Türkiye halkı, Türkiye Devleti beni davet edecek, Türkiye’ye gideceğim diye bir beklentim vardı, belki de o yüzden ağırıma gidiyor. Üzülmedim desem yalan olur ama ben ısrar etmedim. Türkiye’ye zorluk çıksın istemedim. Çünkü Türkiye’nin problemleri var diye düşündüm. O zaman Türkiye’ye gideceğim deseydim ve kabul edilmeseydim  çok  kötü olurdu ve başka milletlere karşı ayıp olurdu, kötü duruma düşerdim. Ama maalesef o gün sahip çıkılmadığı gibi  bugüne kadar hiçbir davet, hiçbir teklif almadım ve vize bile verilmedi” buna gerçekten çok üzülüyorum.”

Başbakan Erdoğan’ın ziyareti Uygur halkı üzerine bir güneş doğmuş gibi oldu.

Erdoğan’ın  Sincan ziyaretine gelince , bir Türk Başbakanının bizim topraklarımıza ayak bastığı için Uygurları ne kadar mutlu ettiğini sizin tasavvur etmeniz mümkün değil.  İnsanlarımız 7 den 70 ine kadar bir yetim çocuğun başını okşadığınızda nasıl mutlu oluyorsa  bütün Uygur Türkleri öyle  sevindiler.  Çinliler bu tür ziyaretleri istemez, engellemek ister ama orada ben o Pazar ziyaretini kabul etmelerine bile çok sevindim. Aslında halkta bu ziyaretin kabulüne şaşırdı ve Uygur halkı üzerine bir güneş doğmuş gibi, çölde susamış insanın ağzına bir damla su vermiş gibi oldu.

 

Rabia Kadir yeniden Başkan seçildi

Tokyo’da  14 Mayıs günü Japon Parlamentosunda açılışı gerçekleştirilen  ‘4.cü Dünya Uygur Kongresi’nde yapılan oylamada Rabia Kadir geçerli 109 oyun 99 unu alarak yeniden başkanlığa seçildi.  İcra Kurulu Başkanlığına Kongre merkezinin olduğu Münich’te yaşayan  İsa Dolkun, Türkiye ve Ortadoğu komitesi başkanlığına  Seyit Tümtürk, Amerika : Ömer Kanat , Avrupa:  Ümit Agahi, Avustralya:  Mantimin Ala, Merkez  Asya ve Rusya: Abdülreşit Turdiev  Komite Başkanlıklarına seçildiler.

 

Şandır ‘Partim hükümet olursa  Uygur Türklerinin merkezi  Türkiye olacaktır”

Kongreye katılan MHP Milletvekili Mehmet  Şendir  ‘Uygur davası hepimizin ortak davasıdır, sizin davanız bizim davamızdır. Çok önemli, haklı, tarihi bir iş yapıyor bir zulme karşı çıkıyorsunuz. Bu haklı davanızı Çin değil bütün dünya engelleyemez. Rabia Kadir Türkiye’ye kabul edilse de edilmese de bu davanın lideridir fakat Partim hükümet olursa  Uygur Türklerinin merkezi  Türkiye olacaktır” dedi. Halk Partisi adına Uygur  Kongresine Milletvekilleri  Haluk Ahmet Gümüş  ve Malik Ejder Özdemir  katıldı.

Özdemir “Rabia Hanımın halen Türkiye’ye girememesini içime sindiremiyorum”

Özdemir  yaptığı konuşmada “Mücadelenizde sizinle beraber olduğumuzu belirtmek için buradayız. Bu dava bütün siyasi partilerin ortak davasıdır. Davutoğlu’nun   Urumçi ziyaretinde bende ordaydım. Samimiyetle söylüyorum çok etkilendim. Urumçi’de halkın bırakıldığı durum hazin ve yüz kızartıcı bir tabloydu. 2009 katliamından hemen sonra üyesi olduğum TBMM insan hakları komisyonunda bir heyet kurup oraya gitmeyi teklif ettim ne yazık ki kabul edilmedi. Ama CHP bu teklifin arkasındadır. Bu Kurultay toplantısını Meclis’te mutlaka gündeme getireceğiz.  Sizin bu ulusal davanızda Rabia Hanımın halen Türkiye’ye girememesini içime sindiremiyorum. 21 yüzyıl da hiçbir millete, topluma inanç ve etnik farklılıklarından dolayı farklı davranmak kabul  edilemez bir durumdur” dedi.

Kadir ‘Çinle diyalog kurmak istiyoruz, bunlar terörist diyorlar’

Rabia Kadir Hürriyet’e  yaptığı açıklamada Çin’le diyalog kurmak istediklerini belirtirken şunları söyledi “Ben Çin’le olan bu sorunumuzun  diyalog yoluyla çözülmesinden yanayım ama Çin bize hiçbir zaman diyalog teklifinde bulunmadı. Biz diyalog teklifinde bulunduk, geçen yıl Avrupa Parlamentosunda  diyalog yoluyla sorunun çözümü için bir açıklama yaparak Çin hükümetine bir teklifte bulunduk.  Ama onlardan cevap gelmedi ği  gibi  ‘Biz teröristlerle diyaloga girmeyiz’ açıklaması yaptılar.  Eğer biz Doğu Türkistan meselesini diyalog yoluyla halledersek  iki taraf için faydalı olacağını Çin çok iyi biliyor. Ama Çinlilerin niyeti  bizle diyalog kurup halkın refahını sağlamak değil amaçları ‘Terörist’ diyerek Uygur halkını yok etmektir. Bunu gerçekleştirmek için sahte Tarih yazıyorlar. Onlarında tarihinde Doğu Türkistan’ın Türklerin toprağı olduğu yazıyor, onlar bunu biliyor. Buna rağmen Çin bu topraklar bizimdir tezini tarih kitaplarına yazıyor. Uygur Türkleri ve Moğollar başka bir yerden göç edip gelmişler  Türk’te değil diyorlar.  Kabullenmiyor, bize ilkel bir toplum gözüyle bakıyor.  Çin tarihi Kaşkar’ı yok ediyor”

 

Dünya Uygur kongresi Çin ve Japonya’yı karşı karşıya getirdi

Japonya’nın, Tokyo’da yapılan kongreye başta Kadir olmak üzere 14 ayrı ülkede yaşayan Uygur Türklerinden vekalet alarak  gelen 125  temsilciye vize vermesi  Çin’in çok sert  tepkisine neden oldu.  Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hong Lei, Dünya Uygur Kongresi’nin terör örgütleriyle sıkı temasta bulunduğunu ve  kongrenin Çin karşıtı bölücü bir örgüt olduğunu söyledi.  Dünya Uygur Kongresi’nin Japonya’da yapılmasından büyük üzüntü  duyduklarını belirten sözcü, Sincan’ın (Doğu Türkistan) Çin’in iç meselesi olduğunu ve dış güçlerin bölgeye müdahalesine izin vermeyeceklerini açıkladı.  Çin,bu nedenle  Japonya’dan ikili ilişkilerin korunması için, Çin’in hassasiyetlerinin göz önünde bulundurarak somut önlemler almasını istedi.  Dünya Uygur Kongresi’ heyetinin Tokyo’daki  Yasukuni Tapınağı’nı ziyaret etmesi de Çin’i rahatsız etti. Sözcü, bu tapınağın Japonya’nın geçmişteki militarizminin ve işgallerinin simgesi olduğuna dikkat çekti.

Uygur Türklerini terörist olarak gösteriyorlar

Rabia Kadir Hürriyet’e verdiği özel demeçte  hem bu konuya hem de  Doğu Türkistan’daki durum ve hapse atılan çocukları ile ilgili olarak ta bilgi verdi. Kadir”Japon halkı da Çin’in baskısına uğramış bir halktır. Çin diktatörleri Japon halkı ile  Uygur halkının bir araya gelerek iktidarlarını sarsacağını düşünüyor ve bundan endişe duyuyor. Çin Hükümeti Japon hükümeti ve halkının Uygur halkına destek vermesi ve bu davayı uluslar arası platforma taşımasını özellikle istemiyor çünkü bu sahiplenme olayı devam ederse Çin kapalı kutu haline getirmiş olduğu Doğu Türkistan’ı uluslar arası kamuoyuna açmak zorunda kalacak. Çünkü bizim tarihi ilişkilerimizi, tarihi köklerimizi , tarihi derinliklerimizi Çin çok iyi biliyor. Japonya ilk defa Doğu Türkistan, Uygur davasına destek vermiyor. Çin, Uygur Türklerini dünyaya terörist olarak gösteriyor, zamanında Dalai Lama’yı da Çin Bölücü-Terörist  diye adlandırırken Nobel ödülünü aldıktan sonra tabi ki birde Budist olduğu için artık bu şekilde adlandıramıyorlar. Biz  Türk’üz, Müslümanız onun için Çin BM Güvenlik Konseyinin de bir üyesi istediği  gibi davranıyor. Bakın Kırgızistan, Tacikistan, Afganistan, Hindistan’la sınırımız var. Bizim insanlar bu ülkeye gitmek istediklerinde Çin Pasaport vermiyor. Turist olarak gitmek istendiği zaman bile çok çok zor şartlar ve rüşvetle Pasaport alınabiliyor.

Tarihi gerçekler Çin’i ürkütüyor

Tarihe baktığımızda 1920 li , 30 lu yıllarda bundan yüz sene öncede 80 sene öncede Japon halkı  Doğu Türkistan davasını, milli mücadelesini desteklemiş bizim liderlerimiz, rehberlerimiz Japonya ile çok iyi ilişkiler geliştirmiştir…taa o günlere dayanan ilişkilerimiz, dostluğumuz var. Çin Doğu Türkistan’da yapmış olduğu zulme yetmiyormuş gibi halkımızı medeniyetsiz, kültürsüz, kimliksiz, kişiliksiz hiçbir şey bilmeyen  adeta ‘Vahşi bir yaratığı ıslah ediyorum,  eğitiyorum, bunlar  insan gibi yaşamayı öğretiyorum gibi dünyaya lanse ediyor. Halbuki bütün kimliğimizi, bütün medeniyetimizi ve bütün tarihimizi yok ediyor. Çin çok iyi biliyor ki Japon halkı  ve Japonya tarihten beri Uygur kültürüne, tarihine çok önem vermiş araştırmalarını yapmış, müzelerde, kütüphanelerde, devlet arşivlerinde Uygur medeniyetinin Uygur medeniyetinin, tarihinin, dininin Manaizm’den Şamanizm’e kadar bir çok eski tarihe dayanan tarihi belgeler var ve bu tarihi hakikatler tabi ki

Çin’i ürkütüyor.
Rabia Kadir “2 çocuğum hapiste 3 ü evlerinde göz hapsinde”

5 Temmuz Urumçi  olaylarından sonra orada Başkan değişti, o zamanki eli kana bulanmış olan Van Löyçen gitti yerine Can Çun Şen diye bir Çinli Komünist Parti Genel  Sekreteri  atandı. Onun için biz o geldikten sonra biraz iyileşir diye bir beklentimiz vardı. Halkta ümit içindeydi. Ama geldikten sonra çok geçmeden Urumçi’deki olaylara katılıp tutuklananları 5 şer 10 ar mahkemeye çıkarmağa başladı. Mahkeme çıkarılanları dörder  dörder idam cezasına çarptırdı bir kısmını da Ömür boyu hapse mahkum etti. Bunların hepsi gençti 19-25 yaşlarında öğrenciydiler. Demek ki bizim beklentimiz gerçekleşmedi , zulüm devam etti. Ondan sonra ‘100 Günlük’ bir darbe indirme politikasına başladı. Daha sonra ev ev arayıp, günahsız insanları yakalayıp götürdüler. Orada yaşayan çocuklarıma gelince, ben 17 Mart 2005 yılında hapisten çıktım, 2006 Haziran ayında Amerikan Uygur Birliği Başkanı seçilince ertesi gün 5 çocuğumu Çin polisi tutukladı. Vergi kaçakçısı diye ortanca  oğluma  9 yıl, onun küçüğüne devleti devirme suçu isnat edilerek  7 yıl hapis cezası verildi. Diğer 3 çocuğumda halen evlerinde göz hapsinde tutuluyorlar.  Benim 7 katlı bin kişinin çalıştığı bir iş hanım vardı kapattılar ve  çalışanları işten çıkardılar. Üç katı restoran olan 10 katlı  bir başka iş merkezim  vardı orayı da kapattılar.

En eski Türk medeniyetini yok ediyorlar

Doğu Türkistan’da  Budist Mağaraları var, bunların içinde İslamiyet öncesi Türk medeniyetini gösteren gravürler,  resimler var, Çin şimdi bu kültürel varlıkları yok ediyor.  Padişah sarayının olduğu yerdeki bütün tarihi eserleri  yok ettiler aslında onlar dünya kültürel varlıklarıydı, korunması gerekiyordu. Son iki yıldır orada kalmış olan tarihi kalıntıları da maalesef tamamen ortadan kaldırıp izini bile yok ettiler. Böylece Uygurların, tarihini , medeniyetini  tamamen  yok etmeye çalışıyorlar. Sincan Uygur Özerk Bölgesi yasası var. Bu yasada orada yaşayan insanlara yer altı zenginliklerinden paylarına düşenin verilmesi gibi pek çok haklar verilmiş ama o yasalara aykırı bir şekilde  pay vermek bir tarafa o zenginlikleri çıkarırken orada işçi olarak çalışmaya dahi izin vermiyor. Han Çinlilerini getirip o işleri bile onlara veriyorlar.  Dil konusuna gelince 2001 yılında çift dil eğitim altında kandırmaca bir politika başlattılar şu anda sadece Çin dili ile eğitim yapılıyor.
Nihai hedefimiz bağımsızlık ama adım adım gideceğiz

Dünya Uygur Kurultayı’nın amacı, bizim nihai hedefimiz olan bağımsızlıktır. Amacı Uygurların bugün başına gelen bu zulümden  zorluklardan, çetin günlerden kurtarmaktır. Bu zorlukları adım adım aşmak istiyoruz bu günkü dünya gerçeklerine göre hangisi doğruysa onu yapacağız. Halkımızın mevcudiyetini korursak  nihai hedefe de  ulaşırız. Bağımsızlık diye slogan atmak kolaydır ama onu hemen gerçekleştiremezsek halkımıza yazık olacak onun için gerçekçi politika izleyeceğiz. Ben boş slogan için çıkmadım, halkımızı böyle boş sloganlarla kandırmayacağım. Kurultayın amacı şu an yapılabilir bir takım gerçekleri tespit etmek ve o yönde halk için halkımızın mevcudiyeti için çalışmak, yavaş yavaş adım adım gideceğiz. Birinci hedefimiz Doğu Türkistan-Uygur meselesini  batı  ve İslam dünyasının yani bütün ülkelerin gündemine sokmaktır. Uygur sorununu uluslar arası  kamuoyunun gündemine sokmak istiyoruz, 6 yıldır yaptığımız çalışmalar bu yöndeydi , bayağı da ilerledik. Yani birinci adımı gerçekleştirdik.

Tibet özerk bölgesi 6, Uygur Özerk bölgesi 20 milyon bu ayrımcılık niye?

Amerika her yıl dış siyaseti le ilgili bir rapor hazırlıyor,her yıl bu raporda Tibet ve Dalai Lama ile ilgili başlıklar altında 5 sayfa yayınlanırken  Doğu Türkistan’dan bahsedilmiyor,  iki üç satırla ‘Çinli Müslümanlar’ diye geçiştiriyorlardı. Ben her gün Amerika’da Dışişleri Bakanlığının merdivenlerini aşındırdım, yakalarına yapıştım. Bizim  Tibet’te ne farkımız var, durumumuz aynıdır, onlar ‘Tibet Özerk   bölgesi’  bizde  ‘Uygur Özerk Bölgesi’yiz , onlar 6 Milyon, biz 20 Milyonuz, onlar baskı altında bizde baskı altındayız, onlar Budist , biz Müslüman Türk’üz diye mi bu ayrımcılığı yapıyorsunuz  diyerek her gün  onlarla kavga ettim, Senato’ya, Meclis’e gittim,  hakkımızı aradım,  şimdi artık Amerika yıllık raporlarında Doğu Türkistan içinde birkaç özel sayfa ayrılmağa başladı, bu çok önemlidir.  Doğu Türkistan’ı  batı dünyasının raporlarına da soktuk. Ben hapisten 2005 te çıktığımda çok başlılık vardı , her kafadan bir ses çıkıyordu, onun için kimse davamızla ilgilenmiyordu bu nedenle ‘Dünya Uygur Kurultay’ının yaptığı en önemli hizmetlerden birisi bu çok başlılığı bitirip bütün sivil toplum örgütlerini bir çatı altında toplamak oldu. Çin’in içinde bulunduğu durum şu an vahim.

Karışıklık var, üçe bölünmüş vaziyette, merkezi hükümetin içinde kavga var, kendi devlet adamlarını tutukluyor, yani Çin’in durumu hassas, kaygan zeminde, dış ülkeler Çin’in tehdit olduğunu anlakmış durumda, bizde bu aşamada ne yapmamız gerekir  sorusuna cevap arıyoruz. Tibet için 1600 kişi  tam mesai yaparak maaşlı çalışıyor böylece dünyadan milyonlarca dolar yardım alıyor. Biz ise Avrupa ve Asya’da 10 kişiyiz, çoğu gönüllü çalışıyor

* * *

Yalçın Bayer

[email protected]

Davutoğlu’na zor sorular

Haziran 06, 2012

MESLEKTAŞIMIZ Muammer Elveren’in, Tokyo Uygur Kurultay’ında Rabia Kadir ile yaptığı röportaj, MHP’den Mehmet Şandır tarafından sözlü, CHP Sivas milletvekili Malik Ecder Özdemir tarafından da yazılı olarak Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun yanıtlaması için soru önergesi verilmesine neden oldu.

Tokyo’da 14-18 Mayıs’taki Dünya Uygur Kurultayı’na ABD, Kanada, AB ülkeleri, Orta Asya Türk Cumhuriyetleri, Suudi Arabistan’ın yanı sıra 16 ülkeden 120 Uygur vekil katılmıştı. Çin’in Sincan bölgesinde 8 milyon nüfusa sahip olan Uygurlar, Orta Asya ile kültürel bağlarını koruyan, Türkçe konuşan bir halk… Sincan’ın başkenti Urumçi’de Han Çinliler ile Uygur Türkleri arasında en son çatışma 2009 Temmuz’unda meydana gelmiş, çoğu Uygur Türklerinden en az 500 kişi ölmüştü. Uygur Türklerinin lideri Rabia Kadir; Muammer Elveren’e şöyle demişti:

 

“Konu Türkiye’den açılınca, Avrupa’da bize vize veren, toplantı düzenlememizi sağlayan hatta meclislerini açan ülkelerde ‘Siz Türk’üz diyorsunuz ve bunu söylerken gurur duyuyor, kültürünüzü, tarihinizi savunuyorsunuz, nasıl oluyor da soydaşınız olan Türkler sizi kabul etmiyor, Türkiye’ye giremiyorsunuz, toplantı yapamıyorsunuz’ dediklerinde cevap vermeye çalışırken gözlerim doluyor, boğazım kuruyor kendimi tutamıyor ve ağlamaya başlıyorum.

Ben bir Türk, Uygur Türkü olarak aslında Türkiye’den çok şey bekliyordum. Hapisten çıktıktan sonra Türkiye halkı, Türkiye Devleti beni davet edecek, Türkiye’ye gideceğim diye bir beklentim vardı, belki de o yüzden ağırıma gidiyor. Üzülmedim desem yalan olur ama ben ısrar etmedim. Türkiye’ye zorluk çıksın istemedim. Çünkü Türkiye’nin problemleri var diye düşündüm. O zaman Türkiye’ye gideceğim deseydim ve kabul edilmeseydim çok kötü olurdu ve başka milletlere karşı ayıp olurdu, kötü duruma düşerdim. Ama maalesef o gün sahip çıkılmadığı gibi bugüne kadar hiçbir davet, hiçbir teklif almadım ve vize bile verilmedi; buna gerçekten çok üzülüyorum.”

AKP GÖZLEMCİ GÖNDERMEDİ

Tokyo’daki kongreye MHP’den Mehmet Şandır, CHP’den de Malik E-cder Özdemir ve Haluk Ahmet Gümüş gözlemci olarak katılmışlardı. Elveren’in bu söyleşisinin Hürriyet’te yer almasından sonra MHP’li Mehmet Şandır, TBMM’deki konuşmasında, AKP’nin ve hükümetin Tokyo’ya bir temsilci göndermemesine dikkat çekerek “Kongreye katıldım ve orada bir halkın çığlıklarını dinledik. Kendi topraklarında esir olarak yaşıyorlar. Kardeşlerimizin ıstıraplarına kulağımızı tıkamamalıyız. Hükümet, Rabia Kadir’i Türkiye’ye sokmamaktadır, kendisini sakıncalı insan olarak niteliyor. Kadın ağlıyor, ABD’de yaşıyor. Uygur Türkleri, Çin ile aramızda sorun vesilesi değil, barış, kaynaşma ve kardeşlik köprüsü olsun diye uğraşıyoruz” diyor.
CHP’li Malik Ecder Özdemir’in Bakan Davutoğlu’na yönelttiği soru önergesi de şöyle:
“Rabia Kadir’e, Türkiye’ye girişinde bir yasaklama söz konusu mudur? Söz konusu ise hangi tarihler arasında Türkiye’ye girişi yasaklanmıştır. Yasaklandıysa bunun gerekçesi nedir? Diğer kurultay üyelerinden de Türkiye’ye girişlerine yasak konulan var mıdır; varsa bunlar kimlerdir? Dışişleri Bakanlığı olarak Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde yaşanan insan hakları ihlallerini incelemek üzere bölgeye heyet göndermeyi düşünüyor musunuz?”
Davutoğlu bu soruları hâlâ yanıtlamış değil!

  • * * *

TOKYO DÜNYA UYGUR KURULTAYI FOTO GALERİ

 

 

 

 

Fotoğraflar izin almadan kullamılamaz

*************

 

MuammerELVEREN

İstanbul Üniversitesi Yüksek Gazetecilik mezunu olan Muammer Elveren, 12 Şubat 1948 yılında Mardin’de doğdu. Evli ve bir kız babası olan Elveren, 1974’te Haldun Simavi‘nin kurduğu GÜNAYDIN GAZETESİ’ne girdi. 1977’de GÜNAYDIN GAZETESİ BRÜKSEL BÜROSU’nu kurmakla görevlendirildi ve BRÜKSEL BÜRO ŞEFİ oldu. 1989’da Brüksel temsilciliğinin yanında, Mihail Gorbaçov’un liderliğindeki Komünizm’in merkezi kabul edilen SOVYET SOSYALİST CUMHURİYETLER BİRLİĞİ-SSCB’nin başkenti MOSKOVA temsilciliği görevini de üstlendi. 1991 yılında HÜRRİYET GAZETESİ’ne girdikten sonra hem Brüksel hem Moskova görevini birlikte yürüttü. Bu dönemde başta AZERBAYCAN olmak üzere Sovyetler Birliği Cumhuriyetleri ile BULGARİSTAN ve ROMANYA’da Komünizmin çöküşüyle ilgili olayları yerinde izledi. Elveren, 1991’de Azeri ve Ermeni çatışmalarının en yoğun olduğu dönemde tüm tehlikelere rağmen DAĞLIK KARABAĞ’a girip röportaj yapmayı başaran ilk gazeteci oldu. Bu başarısıyla YILIN GAZETECİSİ seçildi ve SEDAT SİMAVİ GAZETECİLİK ÖDÜLÜ’ne layık görüldü. Aynı yıl Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin SERİ RÖPORTAJ ÖDÜLÜ’nü de kazandı. 1992’de Fransa’ya atanarak HÜRRİYET GAZETESİ PARİS TEMSİLCİSİ oldu. 1998’de ise, Devlet Bakanı EYÜP AŞIK’ın Fransa’da tutuklanan yeraltı dünyasının tanınmış isimlerinden ALAATTİN ÇAKICI ile yaptığı konuşmayı içeren kaseti elde ederek gündeme damga vurdu. “ÇAKICI’YA KAÇ DİYEN ANAP’LI BAKAN” başlıklı bu haberle ikinci kez SEDAT SİMAVİ GAZETECİLİK ÖDÜLÜ’nü aldı. Aynı yıl İstanbul Üniversitesi tarafından da YILIN GAZETECİSİ ÖDÜLÜ’nü kazandı. 1999’da Nokta dergisinin düzenlediği DORUKTAKİLER 98 yarışmasında YILIN GAZETECİSİ unvanını aldı. Kasım 2023’te ise TÜRKİYE GAZETECİLER CEMİYETİ BURHAN FELEK BASIN HİZMET ÖDÜLÜ’ne layık görüldü. Fransızca ve Arapça bilen Elveren, 1977’den itibaren uluslararası alanda çalıştı. AVRUPA BİRLİĞİ, NATO, AVRUPA KONSEYİ, AVRUPA PARLAMENTOSU, UNESCO ve OECD gibi kurumlarla ilgili yazılar kaleme aldı. Ayrıca SARAYBOSNA ve KOSOVA’da görev yaptı. 1995’te gazeteciliğin yanı sıra KANAL-D’de televizyon haberciliğine başladı ve bu görevini 2008 sonuna kadar sürdürdü. 2010 yılına kadar HÜRRİYET GAZETESİ PARİS TEMSİLCİLİĞİ görevini yürüttü. ARAP BAHARI sürecinde TUNUS ve MISIR’da görev yaptı. Mısır’da HÜSNÜ MÜBAREK dönemini, TAHRİR DEVRİMİ’ni ve MUHAMMED MURSİ dönemini takip etti. MÜSLÜMAN KARDEŞLER’in RABİA MEYDANI ayaklanmalarını ve askeri darbe sürecindeki olayları izledi. Daha sonra, darbeyi gerçekleştiren ABDÜLFETTAH EL SİSİ’nin seçimlerinde KAHİRE’de bulundu. Ayrıca MİNYE kentine girerek röportaj yaptı. UKRAYNA’da ayaklanmalar başlayınca KIRIM’a geçti. Rus ordusunun işgali sırasında SİMFEROPOL, BAHÇESARAY, YALTA ve özellikle yasaklı SİVASTOPOL’e girdi. Burada GOOGLE GÖZLÜĞÜ kullanarak Türk basınında ilk kez bir çatışma bölgesinde görüntü aldı. Elveren, HÜRRİYET GAZETESİ’ndeki görevini 31 Aralık 2018’de emekliye ayrılarak noktaladı. Halen muammerelveren.com adresinde yazılarını yayımlamaktadır. Elveren, FİJ, AGJPB, AJPE, APE, APP ve TGC üyesidir. Ayrıca FİJ KARTI, BELÇİKA BASIN KARTI, FRANSA BASIN KARTI ve SÜREKLİ SARI BASIN KARTI sahibidir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir